Derya Bayır 61. Hejmar / 5:00
Lozan’da Kürtlere Haklar Verildi (mi?)-II

Lozan’da Kürtlere Haklar Verildi (mi?)-II

II. Lozan Görüşmeleri Başlıyor
Lozan’da azınlıklar meselesi gündeme geldiğinde, İtilaf Devletleri tarafından öne sürülen taleplerin, yukarıda incelediğimiz Mart 1922’de Paris’te alınan kararlara dayandığı görülmektedir. Diğer azınlık antlaşmalarında olduğu gibi, etnik, dinsel ve dilsel “tüm azınlıkların” [toutes les minorités] korunmasına ilişkin ilkelerin, Türklerle yapılacak antlaşmanın da temelini oluşturacağı açıkça belirtilir. Önerilerinde koruma talep edilen azınlıkların isimlerini tek tek vermekten kaçınırlar, bunun nedenini kapsayıcı olmak ve bir grubu diğerine üstün tutuyor gibi görünmemek olarak açıklarlar.66 İngiliz delegasyonu başkanı Lord Curzon bu konuda şöyle der: 
“Bu genel gözlemlerimde, belirli bir azınlıktan bahsetmedim, bunu kolayca yapabilirdim. Hristiyan azınlıklar Asya’da veya başka bir yerde korunacaksa, aynı şekilde Müslüman azınlıkların da Avrupa’da korunmayı hak ettiğini varsaymakta bilerek ısrar ediyorum. Hiçbir din veya ırkın güvenlik hakkı, diğerinden daha fazla değildir.”67
Ancak, İtilaf Devletleri’nin temsilcilerinin konuşmalarında, Rum, Ermeni, Asuri-Keldani ve Bulgar gibi gayrimüslim toplulukların sorunlarının öne çıktığı görülür. Fransız delegesi Camile Barrére, bu durumun tüm azınlıkların korunmasına yönelik genel taleplerini zayıflatmaması için şu uyarıda bulunur:
“Türk halkının ulusal varlığını geliştirme çabası ve modern, liberal ilkeler üzerine bir düzen kurma arzusu [sadece kendi ulusal gelişimi için değil] aynı zamanda onunla siyasi bir bütünlük içinde olan diğer halkların tatmin edici yaşam koşullarına sahip olmasını sağlamaya yönelik güçlü bir gerekçe anlamına gelmektedir. Modern Türkiye’nin benimsediğini görmekten memnuniyet duyacağımız ilkeler, uygulamada dinsel, dilsel ve ırksal azınlıklara güvenlik, özgürlük ve aynı ülkenin tüm sâkinleri için ortak bir değer olan eşit haklar sağlamalıdır. [...] Size sunduğum açıklamada, varlıklarının, maddi ve manevi çıkarlarının korunmasını ve Türk İmparatorluğu’nun tüm vatandaşlarıyla eşit haklara sahip olma isteklerini kutsal kabul eden Büyük Güçler’in himayesine layık görülen kişilerden hiçbirini özel olarak anmak istemedim. Onların hepsinin, bize ilham veren güçlü ilgiyi eşit ölçüde hak ettiğini düşünüyorum. Ancak, Osmanlı tebaası olan Ermenilerin, savaş sırasında çok büyük kayıplar ve acılar yaşadığını belirtmek, bu ilkelere aykırı düşmez; zira onlar, ırk ayrımı gözetmeksizin tüm azınlıklar için talep ettiğimiz adil muameleyi sağlama kaygımızda önemli bir yer tutmaktadır.”68
İsmet Paşa ise, okuduğu mektupta, uzun bir tarihsel anlatı sunarak son yüzyılda azınlıkların başına gelenlerden azınlıkların kendilerini ve işbirliği yaptıkları dış güçlerin Osmanlı’nın iç işlerine müdahalelerini sorumlu tutar.69 Tüm sorumluluğu dışlayan bu söylem Türk tarafının azınlıklar konusundaki önerilerinin de temelini oluşturur: a) dış devletlerin müdahalesinin engellenmesi, b) Rum nüfusunun mübadelesi, ve c) geriye kalan azınlıkların haklarının mevcut yasalar ile Türkiye’nin, vatandaşlık görevlerine bağlı kalan tüm topluluklara yönelik liberal politikaları çerçevesinde korunması.70 Lord Curzon, azınlıkların korunmasına ilişkin somut güvenceler içermeyen bu konuşmayı sert bir dille eleştirir ve Türk tarafına, bugüne kadar çeşitli vesilelerle kabul ettikleri taahhütleri hatırlatma gereği duyar. 71
Lord Curzon, ilk olarak İtilaf Devletleri tarafından 23 Eylül 1922’de Ankara hükümetine iletilen “Paris Notası”na atıfta bulunur. Bu notada, MC’nin himayesi altında “etnik ve dinsel” azınlıkların korunmasına yönelik hükümlerin barış antlaşmasında yer alması ve bunların MC’nin garantisi altına konması karşılığında, Türkiye’ye Meriç’e kadar olan Doğu Trakya bölgesinin bırakılmasının önerildiğini ve Ankara hükümeti bunu 4 Ekim 1922’de kabul ettiğini ifade eder.72 Doğu Trakya hâlihazırda Türk yönetimine bırakıldığına göre, şimdi Türk tarafının bu taahhütlerini yerine getirmesi gerekmektedir.73 
İkinci olarak, Lord Curzon Türklerin, 17 Şubat 1920 tarihli Misak-ı Millî Beyannamesi’nin 5. maddesinde azınlık haklarını garanti edeceklerini dünya kamuoyuna taahhüt ettiklerini hatırlatır.74 Bu maddede genel olarak “azınlıklardan” söz edilmesine rağmen, Türk tarafının şimdi bu ifadeyi yalnızca “gayrimüslim azınlıklar” olarak sınırlamasının taahhütlerinin ihlali anlamına geldiğini öne sürer. 


Devamı Kürt Tarihi Dergisi'nin 61. Sayısında

  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?