1925 Şeyh Said Hareketi, üzerinden bir asır geçmesine rağmen halen hafızalarda ve gündemdeki canlılığını korumaya devam etmektedir. Geçen yüzyıl içinde kıyama dair yazılı ve sözlü çalışmaları kapsayan hatırı sayılır bir külliyat oluşmuş olsa da kıyam sonrasında Şeyh Said’in ailesinin ve Kürt ailelerinin tabii tutulduğu sürgünlerle ilgili çalışmalar nispeten daha azdır. Bu bağlamda, bu makale Şeyh Said ailesinin 1925’ten sonra İran ve Irak’a geçişini ve batı illerinde tabi tutuldukları üç sürgünü; bu sürgünlerin tanıklarından ve aile arşivinden faydalanarak gün yüzüne çıkartmayı ve böylece hareketin yüzüncü yılında literatüre ve kolektif hafızaya katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Şeyh Said-zade Şeyh Ali Rıza ve Heyetinin İran ve Irak’a Geçişleri
(1925-1928)
15 Nisan 1925’te Şeyh Said Efendi’nin Varto’da esir düşmesinin ardından oğlu Şeyh Ali Rıza, Malazgirt cephesinde tutunamayacakları için beraberindeki Hasenan aşireti, Xalıt Bey, Kolağası Kerem Bey, Ferzende Bey ile yaklaşık 140 süvari olarak İran’a girip buradan güç toplama amacı için Şemdinan’a geçme planı yapmıştır. Kafile İran’a doğru yol alırken askerlerin ve hükümet yanlısı aşiretlerin saldırılarına uğradığı için Tendürek Dağı’na sıkışır. Tendürek Dağı’nın volkanik, kayalık, dikenli yapısı sebebiyle burada atları zarar görür ve erzaksız kalırlar.
Kürt güçleri İran’da Kilise Kent’e vardığında Şeyh Ali Rıza, İran devletine iltica etmeleriyle ilgili müzakere etmek üzere Emir Leşker ile görüşür. İran hükümeti ülkeye bir silahlı güç olarak giriş yapmanın kaidelere aykırı olmasından ötürü silahlarını teslim etmelerini ister. Şeyh Ali Rıza iltica etmenin gereği olarak bunu kabul eder ancak Kolağası Kerem Bey ve Hasenanlı Xalıt Bey silahları teslim etmek istemez. Bu anlaşmazlık esnasında Kürt güçlerinden birisi “silahımı verseydim Türklere verirdim” diyerek İran zabıtlarından birine kurşun sıkar ve İran askerleri mitralyözler ile kafileyi tarar. Bu çatışmada Şeyh Said hareketinin ilk silahlı çatışmasına öncülük eden kardeşi Şeyh Diyadin bacağından kurşunlanır ve elleri kılıçla kesilerek şehit edilir. Tutsak alınan Şeyh Ali Rıza ise başından yaralanır.
Kafilenin bir kısmı kaçmış, 25-26 kişi şehit düşmüş ve kalan 15-20 kişi 6 ay boyunca Tebriz’de gözetim altında tutulmuştur. Serbest kaldıklarında Şeyh Ali Rıza, Simko Ağa’nın yanına gider ancak Ağa’nın güç birleştirmeye yanaşmayacağını anladıklarında Revanduz’a Seyid Taha’nın evine giderler. İngiliz hükümeti Şeyh Ali Rıza’nın Revanduz’u terk etmesini istediği için buradan bir buçuk sene kalacakları Bağdat’a geçerler. Bağdat’ta kaldıkları sürede Şeyh Selahaddin, Nuri Said Paşa veliliğinde Harp Akademisine kayıt olur. Şeyh Ali Rıza ve Şeyh Mehdi ilmi faaliyetine devam ederek hocalık yaparlar. Şeyh Gıyaseddin ise Barzan mıntıkasında Barzani ailesinin yanında kalır.
Erbil’de araştırma yaparken tarafıma verilen bir belgede, “Kuzey Kürdistan’ın ulusal hareket ve kıyamının kahramanı Sayın Şeyh Said Efendi’nin kardeşi Şeyh Mehdi Efendi” olarak tanıtılan Şeyh Mehdi’nin Aralık 1925’te Süleymaniye’de yayımlanan Jiyanewe gazetesine önemli bir mülakat verdiğini gördüm. Bu mülakat, mahkeme tutanakları dışında, Şeyh Said ailesinden birinin ayaklanma hakkında henüz hareketin hemen ardından yaptığı ve günümüze ulaşan tek anlatıdır. Ayaklanmanın sona ermesinden yaklaşık altı ay sonra gerçekleşen bu görüşmede Şeyh Mehdi, hareketin ortaya çıkış nedenlerini ve başarıya ulaşamamasının sebeplerini anlatmaktadır. Aşağıda bu röportajın tarafımca hazırlanan Türkçe çevirisinin önemli bir bölümünü sunuyorum:
Bu karışıklık ve ayaklanmanın amacı neydi?
Şeyh Mehdi: Kürt milleti, ifade ettiğim üzere, asil ve köklü bir millettir. Kararlılığı ve istikrarıyla hiçbir zaman Cengiz’in torunlarından oluşan bir topluluğa, hiçbir konuda üstünlük ve egemenlik tanımamıştır. Özellikle bu çağda, milliyet ve ulus bilincinin ön planda olduğu bir dönemde, bizler de diğer milletler ve topluluklar gibi ayrı bir kimlik ve ulusal haklar talep etmek istedik.
Bu karışıklığın başarısız olmasının sebebi neydi?